Binlerce Küçük Adım
Mehmet, hukuk fakültesinden iyi dereceyle mezun olmuştu. Ailesi, arkadaşları, hatta hocaları onun büyük bir hukukçu olacağına inanıyordu. Fakat Mehmet’in içten içe sabırsız bir yanı bulunuyordu. Bir an önce “o büyük davaların kahramanı olmaktı isteği. Kürsüde gürleyen bir sesle salonları susturmak, gazetelere, televizyonlara çıkmaktı hayali.
Mezun olur olmaz zorunlu stajını başlattı. Bir yandan da ailesinin imkanlarını kullanarak ofis kiraladı ve içini döşedi. Ona göre ofis ne kadar lüks olursa o kadar paralı müvekkil gelecekti. Bu nedenle lüks bir rezidansta ofis kiraladı. İçini gösterişli mobilyalarla donattı. Tablolar ve süslü duvarlar ofisin gerçekten göz kamaştırmasını sağlıyordu. Ofisin girişindeki bir duvara yaldızlı harflerle ismini yazdırdı. Babası mezuniyet hediyesi olarak kendisine son model bir araba aldı.
Her şey hazır görünüyordu. Zorunlu stajını yürütürken, “Kimseye ihtiyacım yok. Kimin yanında ne öğreneyim ki?” diyordu. “Hocalarım zaten her şeyi anlattı. İnternette tek bir tıkla tüm kararlara, dilekçe örneklerine ulaşılabiliyor.” Ancak mahkeme dosyasının ağırlığını hiç taşımamıştı. Bir tanığın gözünden doğruyu yanlışı ayırt edebilmeyi hiç öğrenememişti. Gerçek hayatın dersleri ona gereksiz geliyordu.
İlk müvekkili, boşanma davası açmak isteyen bir kadındı. Kadın yıllarca fiziksel ve psikolojik şiddete uğradığını anlattı. Üstüne bir de eşinin kendisini aldattığını öğrendiğini söyleyerek boşanmak istiyordu. Mehmet, büyük bir özgüvenle dava dilekçesini hazırladı ve mahkemede savunmasını yaptı. Ancak dosyaya bir delil koymamıştı. Ne hastane raporu, ne tanık, ne mesaj. Koca boşanmak istemediğini söyleyince dava reddedildi. Kadın gözyaşları içinde salondan çıkarken Mehmet ilk kez başını öne eğdi.
Daha sonra bazı davaları kazansa da çoğunu kaybetti. Bir müvekkili yanlış yönlendirme yüzünden yüz binlerce lira kaybetti. Bir başka müvekkil ise zaman aşımına uğrayan bir dava nedeniyle hak iddia edemez hâle geldi. Mehmet’in itibarı yerle bir oldu. Mehmet her defasında daha da acı şekilde öğrendi. “Çıraklık etmeden ustalık taslamanın” ne demek olduğunu. Büyük hayallerle açtığı ofisini kapatmak zorunda kaldı.
Bir gün çantasından evrakları yere düştü. Toplarken kaldırım kenarındaki karınca yuvasını fark etti. Binlerce küçük karınca kusursuz bir düzen içinde kocaman bir gövde taşıyordu. Yere bırakılan kırıntıları dikkatle bölüştürüyorlardı. Her biri görevini adeta bir senfoni orkestrasının uyumuyla yerine getiriyordu. Mehmet hayatında ilk kez büyüklük değil; iş bölümü, süreklilik ve dayanıklılığın esas olduğunu hissetti.
O gece rüyasında kendisini bir karınca olarak gördü. Kocaman adliye sarayında tek başına dolaşıyordu. Sırtındaki dosyalar yüzünden zorlanıyordu. Bir karınca kolonisi yanına yaklaşıyor ve ona ‘’Her iş küçük parçalara bölünerek taşınmalıdır. Bu en yükseğe ulaşmanın yoludur,” diyordu.
Sabah uyandığında Mehmet’in zihni berraktı. Ertesi gün başarılarıyla tanınan Hakan Bey’den randevu istedi. Biraz sohbet ettikten sonra, “Ben çırak olmak, sizden öğrenmek istiyorum. Bunun karşılığında hiçbir ücret talep etmiyorum,” dedi. Hakan bey önce şaşırdı, ardından gülümsedi. Karşısında üç yıldır aktif avukatlık yapan ve ilin tanınmış ailelerinden birine mensup biri bulunuyordu. Üstelik söylediklerinde son derece ciddiydi. Mehmet, başta yapması gerekeni sonunda yapmıştı. Hakan bey onun pişmanlığını yüzünden okuyordu. Mehmet’in doğru kapıdan giriş yapmak istediğini fark etti. Gösterişli bir ofise sahipti. Buna rağmen şimdi işin bedelini ödemeye razıydı. Hem de karın tokluğuna çalışmak istemesi dikkat çekiciydi.
‘’Peki, yarından itibaren başlayabilirsin, ’dedi. ‘’Ancak verilen her görevi küçümsemeden ve hakkını vererek yapmak şartıyla.’’ Mehmet ‘’ Seve seve,’’ diye cevap verdi.
Hakan bey önce dosyaları düzenleme görevini verdi. Mehmet kağıtları delgeçle tek tek deliyor ve tarih sırasına göre dosyalara yerleştiriyordu. Daha sonra duruşma günlerini takip edip çizelge halinde raporlamasını istedi. Ardından büroya gelen bazı müvekkillerle birlikte görüşüp dilekçe yazmasını istedi. Mehmet’in yazdığı dilekçeler sık sık veto ediliyordu. Ancak Mehmet, gece geç saatlere kadar çalıştı. Dilekçeler onaylanana kadar çaba göstermeye devam etti...
Bu süreçte, kâğıt yığınının altından verimli dava stratejileri çıkarmayı öğreniyordu. Meslek büyüğünün yorumlarından çok şey öğrendi. Karınca kolonisinin sistemini andıran bir düzen içindeydi. Bu şekilde çalışmanın gücünü öğrendi. Titiz evrak takibinin önemini ve takım ruhunun değerini kavradı.
Bu süreç zamanla uzun yıllar sürecek bir ortaklığa dönüştü. Sonradan Hakan Bey emekli olup ofisi tamamen Mehmet’e devretti. Yıllar sonra Mehmet, baro başkanlığına aday olduğunda kürsüde konuştu. Konuşmasının ardından yanındaki meslektaşına şu sözleri fısıldadı: “Ustalık tek seferde elde edilen bir şey değildir. Ustalık günbegün biriktirilen binlerce küçük adımın toplamıdır. Azı küçümsememek ve aza kanaat etmek gerekir. Bu, insanı hem alçakgönüllü bir usta hem de güçlü bir kişi yapar.’’
Deneyimsel Tasarım Öğretisi geçmiş deneyimlerle yarını şekillendiren bir gerçeklik ilmidir. Bireylerin problemlerini çözmeleri ve hedeflerine ulaşabilmeleri için ihtiyaç duydukları yöntemleri öğretir.
“Kim Kimdir”, “İlişkide Ustalık”, “Başarı Psikolojisi” programlarıyla mutlu ve başarılı olmak isteyen insanlara stratejiler sunar.
===
“Milyarlarca insan içinde, “bir” kişinin ne önemi olabilir ki?
Bunun cevabını o “bir” kişiye sorun!”


0 Yorumlar