Gerçekten İyilik mi Yapıyorum?
Güneş yeryüzünü aydınlatır aydınlatmaz yatağından kalktı ve mis gibi bahar havasını içine çekti Nur. İçi kıpır kıpır oluyordu her adım atışında. Büyük bir heyecan ile eczaneye doğru yürüdü. Eczaneden testi aldıktan sonra evine geldi. Gebelik testine baktığında gözlerine inanamadı. Yıllar sonra gördüğü en güzel çift çizgiydi bu. Yıllardır çocukları olsun diye uğraşmışlardı, kendisi ve eşi bir sürü tedavi görmüşlerdi. Beş yıllık evliliklerinin sonunda çok şükür evlat sahibi olabileceklerdi.
Gebeliğin başlarında Nur’un çok fazla bulantı ve kusmaları oluyordu. Bu bulantı ve kusmalardan dolayı çok zor yemek yiyordu. Daha sonraki aylarda bulantılar azaldı. Karşı caddedeki şarküteride canının çektiği yaprak sarmasını yerken büyük keyif alıyordu. Yazdan kalma son sıcak günlerde yürüyüşlerine de devam etti. Aylar ayları kovaladı ve sonunda bekledikleri gün gelmişti.
Nur saat gece yarısını geçtikten sonra bir ağrı ile yatağından uyandı. Yataktan kalktığında suyunun geldiğini anladı. Hemen eşi Kadir’i uyandırdı. Evleri hastaneye çok yakın olduğu için çok kısa zamanda hastaneye vardılar. Girer girmez Nur’u hemen doğuma aldılar. Kadir ise dışarıda resmen dokuz doğurdu. Sonunda ebe kapıya gelip ‘’gözünüz aydın sağlıklı bir kız bebeğiniz oldu’’ dedi.
Anne ve baba olmanı mutluluğu içindeydiler. Çok şükür yıllarca beklediklerine kavuşmuşlardı. Zor çocuk sahibi oldukları için bebeklerini el üstünde tutuyorlardı. Bebeği görmeye gelen insanlardan yani dış dünyadan sakınıyorlardı. Çocuklarının başlarına bir şey gelmesini istemiyorlardı ama anlam veremedikleri bir şey vardı. Çok dikkatli olmalarına rağmen çocukları sürekli hastanelik oluyordu. Haftanın 3-4 günü mutlaka hastaneye giderlerdi.
Yine bir gün hastaneden döndüğünde Nur’un telefonu çaldı, arayan annesi Ayşe hanımdı. Kızı ile konuşurken bugün yine hastaneye gittiklerini öğrendi. Ayşe Hanım bu sefer dayanamayıp uzun zaman söylemek istediklerini söyledi:
-Kızım bu çocuk neden bu kadar hasta oluyor hiç düşündün mü? Sen çocuğumun başına bir şey gelmesin diye uğraştıkça daha fazla bir şey geliyor. Çocuk dediğin hasta olur, iyileşir ateşi çıkar düşer bunlar çok normal şeyler. Sen çocuğu bir can fanusa kapattın onun dışında bir dünya göstermedin ki şimdi büyüdükçe dış dünyayla tanışıyor. Bu sefer en ufak bir şeyde hastanelik oluyor. Sen ona iyilik yaptığını düşünüyorsun ama aslında hiç iyilik yapmıyorsun… Bu çocuk büyüyecek okula gidecek o zaman ne yapacaksın?’’
Bu konuşmadan sonra Ayşe Hanım telefonu kapattı. Nur’un aklına annesiyle konuştukları takıldı. Kendisi çok zor çocuk sahibi olduğu için çocuğunun başına bir şey gelsin istemiyordu. Aslında ona iyilik yaptığını sanıyordu. Oysaki ona iyilik yapmıyordu. Çocuğun o fanusun dışında bir hayatın olduğunu bilmesi gerekiyordu. Bu çocuk büyüyecek hep onun yanında olamazdı bunun farkındaydı. Çocuğunun kendi hayatı vardı ve o hayatının başrolü çocuğun kendisi olmalıydı. O sadece çocuğunun yanında olmalıydı.
Bu düşüncelerden sonra artık bir karar almıştı çocuğun o fanusun dışında da bir hayatın olduğunu görmesi gerekiyordu. Bunun için anne olarak ne yapması gerektiğini biliyordu. Daha sonra saate ilişti gözü, bayağı geç olmuştu. Yatak odasına gidip uyumaya karar verdi. Yeni bir gün yeni kararlar ile günün aydınlanmasını istiyordu…
Deneyimsel Tasarım Öğretisi geçmiş deneyimlerle yarını şekillendiren bir gerçeklik ilmidir. Bireylerin problemlerini çözmeleri ve hedeflerine ulaşabilmeleri için ihtiyaç duydukları yöntemleri öğretir.
“Kim Kimdir”, “İlişkide Ustalık”, “Başarı Psikolojisi” programlarıyla mutlu ve başarılı olmak isteyen insanlara stratejiler sunar.
===
“Milyarlarca insan içinde, “bir” kişinin ne önemi olabilir ki?
Bunun cevabını o “bir” kişiye sorun!”


2 Yorumlar
Koruyanın biz olmadığımızı anladığımızda gerçekleşiyor asıl davranış değişikliği…
YanıtlaSilHERKES BÜYÜTÜR ÇOCUĞUNU, AMA ÇOK AZI YETİŞTİRİR...
YanıtlaSil